
MorSayfa Gezi Editörü 30.09.2026 Gökçeada
Gökçeada’da Taş Sokakların Sesi: Rüzgâr, Köyler ve Yavaş Bir Gün
Gökçeada’nın Rum köylerinde taş evler, ortak çamaşırhaneler ve kahvehaneler adanın rüzgârıyla birlikte yaşayan çok katmanlı bir gündelik kültür kuruyor.
Gökçeada’da rüzgâr yalnız denizde hissedilmiyor; taş sokakların arasından geçerken kapıları, zeytin yapraklarını ve boş avluları da konuşturuyor. Zeytinli’ye çıkan yolda ada merkezi geride kalınca zamanın ritmi değişiyor. Bir kahvenin önünde durmak, manzarayı seyretmekten çok köyün sesini dinleme fırsatı veriyor.
Dereköy, Kaleköy, Tepeköy, Zeytinli ve Eski Bademli adanın tarihî Rum köyleri arasında. Koruma altındaki mimari dokuda kiliseler, eski okul yapıları ve ortak çamaşırhaneler gündelik hayatın nasıl örgütlendiğini gösteriyor. Tepeköy yüksek konumuyla ufku büyütürken, Dereköy’ün geniş fakat seyrek dokusu göçün bıraktığı boşluğu hissettiriyor. Zeytinli’de dibek kahvesi, Eski Bademli’de taş evler ve Kaleköy’de liman hareketi aynı adanın birbirinden farklı yüzleri.
Bu köyleri bir kontrol listesi gibi dolaşmak yerine aralarındaki mesafeye ve günün ışığına zaman bırakmak gerekiyor. Feribot ve ada içi ulaşım saatleri mevsime göre değişebilir; güncel seferlerin resmî kanallardan kontrol edilmesi şart. Köy sokakları yaşayan yerleşimler olduğu için evlerin ve ibadet alanlarının mahremiyetine dikkat etmek de yolculuğun doğal parçası.
Akşamüstü taş duvarların rengi ısındığında Gökçeada’nın asıl gücü beliriyor. Ada, nostaljiyi dekor olarak sunmuyor; eksilen, dönen ve devam eden hayatları aynı sokakta yan yana tutuyor. Rüzgâr da bu hikâyenin fonu değil, her kapıdan geçen görünmez anlatıcısı.